İÇERİK: Kışın bir türlü gelmek bilmediği, mevsimlerin kararsızlığından beslenen o bitmek bilmez sonbaharlar, insanın ruhunda da bir yorgunluk yaratır. Doğanın karla arınmayı beklediği, ancak eylülün çürüyen yapraklarıyla uzayıp giden bu gri günlerde, zamandan ve mekândan kaçış için edebiyat en güvenli limandır. Ahmet Altan’ın son eseri O Yıl, tam da bu ruh haliyle bizi 1915’in o karanlık ve görkemli atmosferine, kahramanlıkla utancın iç içe geçtiği bir döneme götürüyor.

Kılıç Yarası Gibi ile başlayan, İsyan Günlerinde Aşk ve Ölmek Kolaydır Sevmekten ile hafızalarımıza kazınan o görkemli serüven, O Yıl ile yeni bir derinlik kazanıyor. Okur, daha önce tanıştığı Mehpare Hanım ve Şeyh Efendi gibi tanıdık simaların ardından, bu kez Efronya ile tanışarak 1915’in iki farklı yüzüne aynı anda bakma imkânı buluyor.

Altan, romanında Çanakkale Savaşı’nın destansı kahramanlığını Ragıp karakteri üzerinden işlerken, aynı dönemin en büyük trajedilerinden biri olan Ermeni tehcirini Efronya’nın sarsıcı hikâyesiyle birleştiriyor. Tarihi olayların genellikle basite indirgendiği, propagandanın edebiyatın önüne geçtiği bir coğrafyada; Ahmet Altan cesur bir duruş sergiliyor.

Birçok eserin Ermeni meselesini sadece "mağdur-zalim" ikilemi üzerinden ele alıp Türkleri tek boyutlu birer "canavar" olarak resmettiği veya karşı tarafta sadece "kurban" figürleri yarattığı bir edebiyat ortamında O Yıl, bu kalıpları yıkıyor. Altan, Ermeni toplumunun içindeki ajanları, işbirlikçileri ve kıyıma göz yumanları anlatmaktan geri durmazken; diğer tarafta tehcirin bir parçası olmayı reddettiği için hayatı karartılan, vicdanlı Türk memurlara da yer açıyor.

Sonuç olarak O Yıl, tarihsel bir hesaplaşmadan ziyade, insan ruhunun en uç noktalarını, savaşın yıkıcılığını ve vicdanın her şeye rağmen var olma çabasını anlatan bir başyapıt. Eğer bu uzun, gri sonbahar günlerinde zihninizi başka bir zamana taşıyacak, sizi düşündürecek ve sarsacak bir eser arıyorsanız, Ahmet Altan’ın kaleminden çıkan bu roman tam size göre.