İÇERİK: Her yazar, eserini okurla buluşturduğu an eleştiri oklarına da açık hale gelir. Selahattin Demirtaş ve Yiğit Bener gibi kalemler için de bu durum kaçınılmazdır ve aslında her iki yazarın da bu entelektüel yüzleşmeye hazır oldukları aşikardır. Ancak mesele sadece bir eseri estetik ölçütlerle tartmak değil; okur olarak bu "dayanışma edebiyatı"nın neresinde durduğumuzu idrak edebilmektir. Bu farkındalık eksik kaldığında, gözden kaçan yalnızca eserin edebi niteliği değil, sanatın en saf hali olan o dirençli dayanışma ruhudur.
Esaret altında vücut bulan sanat eserleri, alışılagelmiş edebi kriterlerin çok daha ötesinde, özel bir okumayı hak eder. Sanatçının baskı, sınırlandırma ve zorlu koşullar altında gösterdiği yaratıcı irade, bu eserleri tarihsel ve sosyolojik birer belgeye dönüştürür. Nazi kamplarından Sovyet Gulaglarına, oradan günümüz hapishane edebiyatına uzanan çizgide, yazılan kadar yazılmayan, perdelenen kadar görünür kılınan da kıymetlidir. Bu tür bir okuma, düz bir metin analizinden ziyade, yazarın zihinsel özgürlüğünü koruma çabasını ve o kıstırılmış mekânlarda hayata tutunma biçimini anlamayı gerektirir.
Selahattin Demirtaş ve Yiğit Bener’in ortak ürünü olan Arafta Düet üzerine yapılan tartışmalar, bu noktada zihin açıcı bir kapı aralıyor. Kendi doktora çalışmalarımda, Nazi toplama kampı Terezin’de gizlice sahnelenen oyunlar üzerine odaklanmıştım. O dönemde, Defiant Requiem Vakfı aracılığıyla gerçekleştirdiğim araştırmalar sırasında Büyükelçi Stuart Eizenstat’ın sorduğu "Oyunlar iyi yazılmış mıydı?" sorusu, üzerinde çalıştığım eserlere bakış açımı kökten değiştirdi.
Yıllarca esaret altındaki sanatın tarihsel ve insani boyutuna odaklanmış, o eserleri adeta kutsallaştırmıştım. Ancak Eizenstat’ın sorusu, sanatın "iyi" olup olmadığına dair o temel estetik yargıyı yeniden hatırlamamı sağladı. Esaret, bir eserin varlık nedenini anlamak için önemli bir bağlam olabilir; fakat nihayetinde bir sanat eserinin kendi içindeki edebi gücü de tartışmaya açılmalıdır. Arafta Düet özelinde yükselen eleştirileri, hem bu edebi nitelik arayışı hem de esaretin getirdiği o ağır sorumluluk bilinciyle harmanlayarak okumak, okura çok daha katmanlı bir perspektif sunacaktır. Sanat, direnişin en estetik hali olsa da, eleştiri bu direnişin hem aynası hem de gerçekçi sesidir.