İÇERİK: Hayatın tadı tuzu kaçtığında, insan kendine sığınacak bir yer arar. Belkıs için bu sığınak, odasında bulduğu ateş rengi, büyüleyici bir balon oldu. Artık ne şeftalinin tadını alabiliyor ne de annesinin acı dolu bakışlarına dayanabiliyor. Dünya, çocuk sesleriyle doluyken o, kendi yalnızlığının ağırlığı altında eziliyor.
Peki, bir insan kendini nasıl yok eder? Belkıs, bir sihirbaz gibi kendi içine çekilerek bu sorunun yanıtını veriyor. Balonun içine girdiği o an, dünyadan kopuşun ve anıların dehlizlerine dalışın başlangıcı oluyor. Duvardaki lale çerçeveli aile fotoğrafında dondurma yiyen o mutlu kız çocuğu, artık çok uzak bir geçmiş gibi.
Rıfat ile başlayan o taze aşk, minibüs yolculuklarındaki masumiyet ve annesiyle paylaştığı o çocukluk günleri… Hepsi birer film şeridi gibi geçiyor gözlerinin önünden. Ancak şimdi, annesinin "Kızım, en iyi arkadaşın değil miyim?" diyen sesine bile cevap veremeyecek kadar uzaklarda.
"Karnıyarık" cümlesiyle başlayan bir hayal kırıklığı, Belkıs’ın içindeki boşluğu daha da derinleştiriyor. Anneliğin o kutsal ve bir o kadar da karmaşık bağı, şimdi bir cam duvarın arkasında kalmış gibi. Geçmişin camgöbeği yorganları, iğne batan parmaklar ve bahçede atılan kahkahalar… Belkıs, şimdi o balonun içinden dışarıdaki hayatı izlerken, annesinin yanına gelme ihtimaliyle sarsılıyor.
Peki, bir anne ile kız arasındaki o kopmaz bağ, bir balonun şeffaflığıyla aşılabilir mi? Yoksa Belkıs, kendi yarattığı bu boşlukta sonsuza dek kaybolacak mı? Hayatın tüm renklerini yitirmiş bir ruhun, hatıralarıyla yüzleştiği bu dokunaklı hikaye, okuru kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.