İÇERİK: Bazı vedalar, aslında çok önceden hissedilir. Dedemin vefat ettiği o karanlık geceyi hatırlıyorum; teyzem, hiçbir haber almadan, ruhunda bir yerlerde o acı gerçeği duyarak uyanmıştı. Dün gece Nihan yatağından aniden fırladığında, içimde aynı ürpertiyi hissettim. Telefonum sessizdi, kimse aramamıştı ancak kadınların o derin sezgisi yanılmazdı. Sabah gelen acı haberle, babaannemin bu dünyadan sessizce ayrıldığını öğrendik.
Onu son gördüğümüzde, nefes alırken bile zorlanıyordu. Doktorlar sodyum düşüklüğünden, yüksek tansiyondan, tıbbi tablolardan bahsediyordu. Oysa gerçek çok daha başkaydı; babaannem sadece çok yorulmuştu. Ruhu, artık hapsolduğu o bedeni terk etmeye hazırdı. Onu yoğun bakımın soğuk makinelerine emanet ederken, kalbimden geçen tek şey onu çok sevdiği Kozyatağı’nın yeşil parklarına götürmekti. Doğayla iç içe, huzurlu bir veda... Ama yoğun bakım, bizim için tutunacak son bir umuttu. O ise sadece iki gün dayanabildi; sonra sonsuz huzura kavuştu.
Beşiktaş’ta başlayıp Kozyatağı’nın 11. katındaki o “gökdelen” evde şekillenen bir ömür... Çocukluğumun cuma akşamları, nazımın geçtiği o evde, sırf ben istedim diye gecenin bir yarısı kızartılan maydanozlu köftelerin kokusuyla geçti. O, sadece bir babaanne değil; fotoğraf makinesi elinden düşmeyen, kabak çekirdeği eşliğinde film izlemeye bayılan ve ruhunu şiirlerle besleyen zarif bir kadındı.
Beni her anımda fotoğraflayan, gittiği her yerde cüzdanından benim fotoğrafımı çıkarıp gururla anlatan o sevgi dolu kadın, içinde hep yaşama sevinci taşıdı. Hukuk fakültesini bitirememiş olmanın burukluğunu yaşasa da, 60’lı yaşlarında İngilizce öğrenmeye çalışacak kadar azimliydi. Hayatı kolay geçmemişti; pek çok acıyla, görünmez düşmanlarla mücadele etti. Bu mücadele onu yordu belki ama asla yaşama sevincini elinden alamadı.
Şimdi geriye, birlikte hayaller kurduğumuz Kozyatağı parkları, yazdığı o iki kitap ve deklanşörüne bastığı binlerce anı kaldı. Şair ruhlu, ince ve zarif bir vedaydı onunkisi. Huzur içinde uyu babaanne, anıların hep bizimle kalacak.