İÇERİK: Yeni Arayış’taki ilk yazıma, edebiyatın dev ismi Charles Dickens’ın o meşhur satırlarıyla adım atmak istedim. “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü...” diye başlayan o ikonik cümleler, sanki günümüzün karmaşasını özetlemek için yazılmış gibi. İçinde bulunduğumuz dönemin bir “umut baharı” mı yoksa bir “umutsuzluk kışı” mı olduğuna karar vermek güç olsa da, yaşanan her türlü karanlığa rağmen insanca bir duruş sergilemenin kıymetini biliyorum.

Bu satırları, 1 Mayıs’ın hemen ardından; Bozdoğan Kemeri’nin gölgesinde, çevik kuvvetin gölgesinde ve havada asılı kalan o tanıdık toz bulutunun ağırlığıyla kaleme alıyorum. Dickens’ın Londra’sından bugüne uzanan bu çizgide, aslında değişen pek bir şey olmadığını görüyoruz. Dickens, 48-49 Doughty Sokağı’ndaki o meşhur evinde, dönemin sosyal elitlerini ağırlarken, aslında dışarıda Sanayi Devrimi’nin yarattığı zehirli bir sisin şehri boğduğunun farkındaydı.

Victoria dönemi Londra’sını kuşatan o yoğun kömür dumanı, sadece bacalardan çıkan bir emisyon değildi; o dönemde yaşanan toplumsal çelişkilerin, sanayileşmenin getirdiği sınıfsal uçurumun ve "aptallık ile aydınlık" arasındaki o bitmek bilmeyen çatışmanın fiziksel bir yansımasıydı. Dickens, şehrin o meşhur sisini kalemine dökerek aslında toplumun ruhundaki bulanıklığı da tasvir ediyordu.

Bugün bizler de benzer bir "sis"in içinden geçiyoruz. Dickens’ın Londra’sını kaplayan kömür dumanı yerini belki başka toz bulutlarına bıraktı; ancak o dönemdeki inanç ve kuşku, aydınlık ve karanlık arasındaki o ince çizgi hâlâ aynı yerinde duruyor.

Tarihsel bir perspektifle baktığımızda, şehirlerin değiştiğini ancak insanın iyiye ve güzele olan arayışının hiç değişmediğini görüyoruz. Dickens’ın o günkü Londra’da hissettiği o tekinsiz atmosfer, bugün dünyanın pek çok yerinde yankılanmaya devam ediyor. Ancak unutmamalıyız ki; Dickens o sisli gecelerde bile insan kalmayı ve insana dair olanı anlatmayı başardı. Bizler de bugün, üzerimize çöken tüm toz bulutlarına ve "yaygaracı otoritelerin" gürültüsüne rağmen, Dickens’ın mirasını hatırlayarak insandan ve iyi olandan yana tavır almayı sürdürmeliyiz. Çünkü umut, tam da o sisin en yoğun olduğu anlarda bile bir yolunu bulup çiçek açan bir bahar gibidir.