İÇERİK: Edebiyat dünyamızda "roman" etiketiyle sunulan ancak derinlikten yoksun uzun hikâyelerin aksine, Nahid Sırrı Örik’in eserleri gerçek birer roman mimarisi sunar. Karakter inşası, katmanlı olay örgüsü ve psikolojik tahlillerdeki ustalığıyla Balzac ve Dostoyevski’nin izinden giden Örik, rafine okurun mutlaka keşfetmesi gereken bir isim. Yaşadığı dönemde adeta görmezden gelinen, "ademe mahkûm edilen" bu usta yazar, ölümünden 60 yıl sonra edebiyatımızın en çok konuşulan isimlerinden biri haline geldi.

Örik’in külliyatı içinde zirve noktası olarak kabul edebileceğimiz "Sultan Hamid Düşerken", yazarın dil ve üslubunun kristalize olduğu, olgunluk dönemi bir başyapıttır. 1957 yılında kaleme alınan bu eser, tıpkı Mithat Cemal Kuntay’ın "Üç İstanbul"u gibi uzun yıllar hak ettiği değeri bulamamış, ancak zamanın süzgecinden geçerek gerçek kıymetine kavuşmuştur.

"Sultan Hamid Düşerken", geniş bir tarihsel panoramadan ziyade, 1908 Meşrutiyet ilanı ile 1909 Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişi arasındaki kritik dokuz aylık sürece odaklanır. Nahid Sırrı, bu dar zaman diliminde ve kısıtlı mekânda, dönemin ruhunu ustalıkla resmeder. Özellikle II. Abdülhamid portresini çizerken, o dönem edebiyatının genel eğilimi olan "eskiyi karalama" basitliğine düşmez. Aksine; aşk, nefret ve ideolojik saplantılardan arınmış, dengeli, gerçekçi ve tarafsız bir portre sunar.

Örik’in "Kıskanmak" ve "Sultan Hamid Düşerken" romanları, sadece birer tarihi kesit veya psikolojik inceleme değil; aynı zamanda Türk edebiyatının biçimsel ve içeriksel anlamda en yetkin örnekleridir. Eğer edebiyatın arka sokaklarında gizlenmiş bir mücevher arıyorsanız, Nahid Sırrı Örik’in dünyasına girmek, Türk edebiyatının o "eski zaman efendisi" ile tanışmak için en doğru zamandır. Örik, bugün yeniden keşfedilmenin ötesinde, hak ettiği "büyük yazar" mertebesine nihayet yerleşiyor.