İÇERİK: “Ertelemek, yapılacak işi yarına bırakmak değil, o işe duyulan saygıyı gelecekteki mükemmel halinize devretmektir.”

Hepimiz o meşhur tuzağa düşüyoruz: “Yarın başlarım.” Hani şu asla gelmeyen, geldiğinde ise yerini başka bir yarına bırakan o efsanevi zaman dilimi... Türk kültüründe “çalışkanlık” temel düsturumuz olsa da, içimizdeki o küçük ertelemeci, aslında hepimizin en şık ve en konforlu kıyafeti değil mi?

Zaman yönetimi uzmanlarının sayfalarca anlattığı o karmaşık teknikleri bir kenara bırakın. Erteleme, aslında zamanı yönetmek değil, zamanı bir illüzyon gibi bükme sanatıdır. Sabahın köründe yapılacak o spor antrenmanı mı? Aslında vücudunuza duyduğunuz şefkatin bir göstergesi. O yarım kalan roman, tozlu raflarda bekleyen kitaplar ya da "yazılacak o büyük şiir"... Hepsi, ilham perisinin sizi o en huzurlu anınızda bulmasını bekliyor. Çünkü biliyoruz ki; üretkenlik baskıyla değil, bir fincan kahve eşliğinde tavana bakarken gelen o "anlık" huzurla filizlenir.

Erteleyen insan aslında vizyonerdir. Bugünü tüketmek yerine, işini daha epik, daha "doğru" olacağına inandığı bir geleceğe saklar. Peki, bu süreçte yaşadığımız o meşhur suçluluk duygusu ne olacak? O da bu sanatın olmazsa olmaz parçası! Kendi kendimize sorduğumuz “Neden böyleyim?” sorusu, aslında döngüyü besleyen gizli bir yakıttır.

Sonuçta erteleme, modern insanın şiiridir; bir işin yapılmadığı değil, "doğru zamanını" beklediği o büyüleyici boşluktur. Belki o zaman hiç gelmeyecek, belki de yarın gerçekten her şey için daha iyi bir gün olacak.

Unutmayın; ertelemek bir hata değil, bir yaşam biçimidir. Eğer bu yazıyı okumayı bitirdiyseniz ve hâlâ yapmanız gereken işe başlamadıysanız, tebrikler: Siz de bu sanatın gerçek bir ustasısınız!

KIYMET ŞAHİN / 2025