İÇERİK: Mümtaz’er Türköne’nin kaleme aldığı "Silivri Postası", 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de yaşanan toplumsal ve siyasi kırılmaları mercek altına alan çarpıcı bir eser olarak okurla buluştu. Kitap, sadece o kara geceye değil, sonrasında inşa edilen yeni Türkiye düzenine dair de sarsıcı tespitler içeriyor.

Türköne, eserinde oldukça kritik bir ayrıma dikkat çekiyor: “Dini esasları uygulayan bir iktidardan ziyade, siyasi çıkarları doğrultusunda dini araçsallaştıran bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.” Bu tespit, darbe girişimi sonrası yaşanan hukuksuzlukları ve siyasi iklimi anlamak için anahtar bir nitelik taşıyor.

15 Temmuz, kuşkusuz Türkiye’nin yakın tarihini kökten değiştiren bir milat oldu. Fethullahçı yapılanmanın başını çektiği bu kalkışma, sadece darbecileri değil, cemaatle hiçbir bağı olmayan ya da olaydan tamamen habersiz geniş kitleleri de yerinden etti. Binlerce insan, hukuki temeli tartışmalı suçlamalarla işinden oldu, özgürlüğünü kaybetti veya sürgüne zorlandı. O gece, kışlalarda yaşanan dramatik görüntüler ve yaklaşan fırtınayı önceden haber veren mesajların gölgesinde, Türkiye bir distopyanın eşiğinden döndü.

Ancak kitabın en can alıcı noktalarından biri, darbe sonrası sürecin nasıl bir "iç hesaplaşmaya" dönüştürüldüğü. Hayatı boyunca askeri vesayetle mücadele etmiş Ahmet Turan Alkan, Şahin Alpay, Ali Bulaç ve Mümtaz’er Türköne gibi isimlerin "darbeci" yaftasıyla yargılanması, toplum vicdanında derin yaralar açtı. İdeolojik farklılıkları bir kenara bırakarak, bu isimlerin tahliye haberlerine gösterilen toplumsal tepki, adalete olan özlemin bir yansımasıydı.

Silivri’nin duvarları arasında geçen o uzun yıllar, aynı zamanda bir yazma direnişine de sahne oldu. Ahmet Turan Alkan’ın "Sağ Yanım"ı gibi henüz okurla buluşmamış eserlerin yanında, Mümtaz’er Türköne’nin dört yıl boyunca yayımlanmayı bekleyen "Silivri Postası" nihayet gün yüzüne çıktı.

"Silivri Postası", sadece bir tanıklık değil; 15 Temmuz’un gölgesinde yitirilen adalet duygusuna, siyasileşen dine ve bir türlü iyileşemeyen toplumsal hafızamıza tutulmuş bir ayna. Kitap, karanlık bir dönemi anlamlandırmak isteyenler için mutlaka okunması gereken bir başvuru kaynağı niteliğinde.