İÇERİK: Yerin altında, nemli ve loş bir atmosferde, şehrin en güçlü isimlerinin bir araya geldiği gizli bir müzayede gerçekleşti. Kapıdan içeri adım attığınızda Kafka’nın labirentlerini veya "The Third Man" filminin tekinsiz kanal sahnelerini andıran o ağır sessizlik sizi karşılıyordu. Burası, herkesin başkaları adına teklif verdiği, hiçbir şeyin yüksek sesle konuşulmadığı, sadece dudak kenarlarındaki mimiklerle yönetilen bir değerler borsasıydı.

Müzayedeci kürsüye çıktığında, elindeki tokmağı bir yargıç titizliğiyle tartıyordu. İlk parçalar; Özgürlük, Merhamet, Dayanışma ve Adalet tek tek satışa sunuldu. Özgürlük, ön sıradaki bir takım elbiseliye giderken; Merhamet, hak ettiği değeri bulamayıp geri çekildi. Hafıza satıldığında salona yayılan huzursuzluk, insanların hatırlayan birinden ne kadar korktuğunu gözler önüne seriyordu. Adalet ise tam satılacakken, son anda vazgeçilen bir vaat gibi havada asılı kaldı.

Salonun arka sıralarından yükselen "Onur kaç numaradaydı?" sorusu, gecenin en can alıcı noktasıydı. Cevap gelmedi. Çünkü Onur, bu sistemin çoktan sildiği, fiyat biçilemeyen, artık varlığı bile şüpheli bir kavramdı.

Ve final: Vicdan. Müzayedeci, kelimenin ağırlığını tüm salona hissettirdi. Herkes fiyatın astronomik olacağını biliyordu ama beklenen o büyük teklif gelmedi. Vicdan, sahnenin ortasında yapayalnız kaldı. Bu, alıcısı olmayan tek mülktü.

Tokmak masaya bırakıldığında salon yavaşça boşaldı. Geriye kalan ise tek bir soru oldu: İnsanlığın en kıymetli hazineleri paha biçilemez olduğu için mi satılamadı, yoksa artık onları satın alabilecek bir "insan" kalmadığı için mi? Katalog elimde, çıkışa doğru yürürken, satışa sunulmayan tek şeyin kendi sessizliğim olduğunu fark ettim.