İÇERİK:

Tarih, dogmaların karşısında dik duran cesur zihinlerin dışlanma ve yalnızlaştırılma hikâyeleriyle doludur. Baruch Spinoza’nın 17. yüzyılda Amsterdam’da yaşadığı "herem" (aforoz), aslında sadece bir inanç ayrılığı değil, sistemin kendi sınırlarını koruma refleksinin en sert dışavurumuydu. Benzer bir kaderi, Rus Ortodoks Kilisesi’ne yönelik eleştirileri nedeniyle 1901 yılında aforoz edilen dev yazar Tolstoy da paylaşmıştı. Bugün ne dönemin Yahudi cemaati lideri Haham Montero’yu ne de Rus Kilisesi’nin Kutsal Sinod başkanı Pobedonostsev’i hatırlayan var; ancak Spinoza ve Tolstoy’un fikirleri, aradan geçen yüzyıllara rağmen yaşamaya ve sorgulatmaya devam ediyor.

Irvin D. Yalom’un "Spinoza Problemi" adlı eseri üzerinden derinleştiğimiz bu düşünsel yolculukta, bir bilgenin rasyonalizm ve idealizm uğruna göze aldığı çileye odaklanıyoruz. Yalom, kitabında aforoz kararının açıklandığı sinagog sahnesini tasvir ederken, kitlelerin "yok etme şehvetine" dair çarpıcı bir ayna tutuyor. Yazarın da belirttiği gibi, tarih boyunca çarmıha germelerden kafa kesmelere kadar uzanan o kanlı gösteri merakı, aslında bireyin kendi sıradanlığından duyduğu memnuniyetsizliğin bir dışavurumudur.

Kitleler, "en yüksektekilerin" gözden düşmesinden tuhaf bir haz alır. Spinoza’nın mahallesinden sürgün edildiği o acı dolu anlarda hissettiği evsizlik ve kaybolmuşluk duygusu, hakikati aramanın bedelinin ne kadar ağır olabileceğini hatırlatıyor. Bugün Türkiye’nin toplumsal dinamiklerine baktığımızda da, kitle psikolojisinin o değişmez "linç kültürü" ve "güçlüyü alkışlama" refleksinin, yüzyıllar öncesinin Amsterdam’ı ile ne kadar benzeştiğini görüyoruz.

Spinoza, sadece bir filozof değil; aynı zamanda dışlanmışlığın, yalnızlığın ve her şeye rağmen kendi hakikatine sadık kalmanın sembolüdür. Onun Nazi ideoloğu Alfred Rosenberg’den, Tolstoy’a ve hatta Ayetullah Muntazırî’ye uzanan bu geniş etkileşim ağı, düşüncenin sınır tanımadığının en büyük kanıtıdır. Kitlelerin coşkusu geçici, güç odaklarının hırsı fanidir; ancak gerçek bir bilgenin bıraktığı rasyonel miras, zamanın aşındıramadığı tek gerçekliktir.

Peki, bizler bugün kendi "mahallelerimizde" farklı olanı dışlarken, tarihin hangi tarafında duruyoruz? Yalom’un Spinoza üzerinden sorduğu bu soru, günümüz dünyasında hala cevabını arayan en temel meselelerden biri olmaya devam ediyor.