İÇERİK: Aşk, tanımlanması güç bir ihtimaller bütünüdür. Sevgi ise bu belirsiz denklemin nihai sonucudur. Ancak yaşamın bize sunduğu bu karmaşık matematiksel süreci, hemen bir sonuca bağlamaya çalışmak aşkın doğasına aykırı değil midir? Belki de sisli bir yolda ilerlemek, birbirimizin elini daha sıkı tutmamızı sağlayacak, yolumuzu aydınlatacaktır.

Zihninde canlandırıyorum; mektubumun başlığını okuduğunda gözlerinin o berrak cam gibi parlayan hali, ardından gelen o ince buğulu bakış... Kirpiklerinden kağıda düşen her damla yaş, aslında henüz okumadığın kelimelerime dokunuyor. Sakin ol, bu kez kalemim biraz daha uzun konuştu, çünkü anlatacak çok şey birikti.

Tatilin henüz başında, sokaklarımız aynı; bakkal dükkânı, berber koltuğu, köşe başları... Her şey bıraktığın gibi duruyor. Değişen tek şey sensin. Annen, giderken benden aldığın kitapları ve ortak defterlerimizi de yanına aldığını söyledi. Korkma; korktuğunda kollarının kısaldığını, parmaklarının küçüldüğünü biliyorum. Bensiz kalmaktan, benimle olmaktan daha çok korktuğunu o an anlıyorum.

Aşk, koşulsuz bir yemin değil midir? Aramızda kararlaştırdığımız o "tek ve çift gün" kuralı, özlemimizi bir ritüele dönüştürdü. Mektuplarında betimlediğin o ada, satır aralarında seninle yüzdüğüm bir deniz gibi. Poseidon’un kıskançlığına dair o eski efsaneyi bilirsin; "Denizler aşkın celladıdır" derler. Yine de seninle aramızdaki mesafeyi, o derin maviliklerin bile ayıramayacağına inanıyorum.

Şimdi orada gece yarısıdır. Benim penceremin ardında lacivert bir gökyüzü ve üzerinde uçuşan gelincikler var. Kalemi elime aldığımda gökyüzü senin gözlerinin renklerine bürünüyor. Ayın on ikisinde, en sevdiğin o dolunay gökyüzünde parladığında, pencerenden ona bakmayı unutma. Kim bilir, belki de o gece ay, bizi birbirimize bir ayna gibi yansıtır.

Hatırlıyor musun? Günleri üleşirken "Bu yaptığımız çocukça değil mi?" diye sormuştun. Ben ise "Bu bir ayrılık değil mi cancağızım?" demiştim. Sen ise "Uzağında olmak belki de beni büyütecek" diyerek kucağıma atlamıştın. İşte benim korkum da tam olarak bu: Büyümen, değişmen ve bensizliğe alışman.

O gün arkamdan haykırarak "Göksel!" diye seslenişin hala kulaklarımda. O sesin yankısı, tek günlerin ağırlığı ve çift günlerin umuduyla devam ediyor. Aşk, belki de bu belirsizliğin içinde, tek sayıların içinde kaybolup çiftleri beklemektir.